Azbuz Toolbar Video V-kart Profilim Arama Yardım Çıkış Video V-kart Üye girişi Yeni üyelik Arama Yardım Benim de bir sitem olsun Sonraki site Sonraki site Azbuz Toolbar
Buradasınız: Azbuz --> Bruce Lee --> Lee
04 Aralık 2008, Perşembe
   
<< ANA SAYFA
 
 
 
Lee

Uyarı

 

Site Bruce Lee ve Sinemada kahraman figürünün toplumsallıkta belirleyiciliği üzerine tarafımdan yazılmış bir kitap formatının bazı bölümlerini içermektedir.Tamamı ya da bir bölümü şahsımdan izin alınmaksızın ticari amaçla kullanılamaz.

 

                                                                Halit Karaata

 

BRUCE LEE'NİN YAŞAMINA DAİR

 

Bruce Lee Çinli bir ailenin çocuğu olarak Amerika’nın San Francisco kentinde dünyaya geldi. Lee’nin anne ve babası büyük bir Çin tiyatrosunda oyuncu idiler. Uzun soluklu bir Amerika turnesine çıkmışlardı. Turne esnasında anne Lee’ye hamile idi,ve doğum turne sırasında gerçekleşti. Yıl 1940’dı. Turne bitiminde 1941 yılında Hong Kong’a geri dönüldü. Lee lise yıllarına değin tüm çocukluğunu orada geçirmiştir. Bazı kaynaklarda onun Amerika da doğup büyüdüğü yazılsa da,bu sadece yanlış bilgi olmanın ötesinde bir şey değildir. Amerika’da doğmuştur,ancak orada büyümemiştir.

Anne ve babanın oyuncu olması dolayısıyla oyunculuk sanatı Lee’nin tüm çocukluğunda etkin bir rol oynar. Daha üç yaşında iken babasının oynadığı filmlerde çocuk oyuncu olarak yer almaya başlar. Bu durum gençlik yılarına kadar devam eder. 18 yaşına geldiğinde yirmi filmde çeşitli roller almıştır.

 

Lee’nin babası bir beden disiplini sanatı olan Tai Chi bilgi ve deneyimlerini Lee’ye aktarmak konusunda ısrar etmişse de,başlangıçta Lee bu bahse pek ilgi duymamaktaydı. Ta ki 14 yaşında iken bir sokak kavgasında esaslı bir dayak yiyene kadar. Bu olayın ardından Uzakdoğu savunma sanatlarına büyük bir merak sardı,önemli ustalardan dersler aldı.

 

Artık Lee Hong Kong sokaklarında Çinli bir serseri olarak dolaşıyor,sokak çeteleriyle devamlı kavgalara karışıyordu. Ne yapıldıysa ailesi tarafından bu konuda engellenemedi.İşin kötü tarafı Hong Kong’da dövüşmek yasaktı,ve cezaya tabiiydi. Hong Kong’un saygın ve zengin ailelerinden kabul edilen ailesi Lee’nin bu tip bir sabıka almasından çok çekindiklerinden,onu Amerika’daki bir akrabanın yanına yerleştirmeye karar verdiler. Bu Plan gerçekleştirildi,ve Lee bir yandan Liseye gitmek,bir yandan da yanına yerleştiği ailenin işyerinde garson olarak çalışmak suretiyle Amerika’daki yaşamına başladı.

 

Bir süre dans okuluna devam edip,dans dersleri aldı.

 

Bir müddet sonra bu mazbut hayat Lee’yi sıkmış olacak ki,yaşadığı yerde bir dövüş okulu açmaya karar verdi. Okulu açtı,etrafına sokak serserilerinden oluşan bir gurup kurarak çalışmalarına başladı.

 

Bruce Lee’nin Okulu kısa bir süre içerisinde etrafta nam saldı. Kuşkusuz bunda Lee’nin hızlı kişisel gelişiminin de büyük rolü vardı. Lee her geçen gün inanılmaz irade gücünün de yardımıyla tekniğini ve becerisini geliştiriyor ilerletiyordu. Öyle ki,işi kadim Kung-Fu öğretisinin dışına taşımış kendine has bir dövüş tekniği geliştirmeye başlamıştı. Daha sonraları Jet Kun Do adını verdiği bu teknik üzerine bir kitap da yazacaktı. Bu tekniğin ana felsefesi her ferdin kendi tekniğini kendi özgünlüğü çerçevesine oturtması üzerineydi. İyi bir dövüş ustası tüm teknik ve becerileri iyi izlemeli,ancak onlar içinden kendi bünyesine uygun olanları almalı,ve kendileştirmeliydi. Bununla birlikte,ruh ve beden bir potada eritilecek,su gibi esnek ve yumuşak olunacak,demir bir zincirin ucundaki demir bir top gibi olunacak,vurulacak ve geri dönülecekti.

 

Lee’nin okulunun Amerika’daki diğer Çin okullarından en önemli farkı,öğrencilerini ırk ve millet ayırt etmeksizin kabul etmesiydi. O öğretisini,yalnız Çinlilere değil,Japon,Latin,Zenci,beyaz olsun herkese sunmaktaydı. Bir süre sonra namı iyice yayılınca,öğrencileri arasına Karem Abdul Cabbar gibi basketbol,Steve Mc Quin,James Coburne gibi sinema yıldızları da katılacak,onun arkadaşları haline gelecekti.

 

Yalnız bu tavır Amerika’daki diğer Çin dövüş sanatları okullarını rahatsız edecekti. Onlar onun Çinlilere özgü bir sır öğretiyi dışarıya sunmakla hata ettiğini düşünecek,ve bunu yapmaması konusunda kendisini ciddi şekilde uyaracak,ve hatta tehdit edeceklerdi.

 

Bruce Lee bu tehdit ve uyarılara pek kulak asmadı. Ona göre bu içe kapalı tavır çağ dışıydı. Öğretiyi yaymak ve Çin dövüş sanatının üstünlüğünü herkese kabul ettirmek gerekirdi.

 

Uyarılar salt dışa açılımla ilgili değildi. Bir başka ciddi eleştiri daha vardı Lee’nin tavrına. O da öğretinin aşırı saldırganlaştırıldığı üzerineydi. Lee buna da karşı çıktı. Evet, öğreti biraz ataklaşıyordu,bu doğruydu. Ancak artık gerekliydi. Ona göre her anlamda kendileri için bu kadar müdafaa yeterdi. Biraz daha atak olmak gerekirdi.

 

Lee çılgın gibi çalışıyor,tekniğini ve iradesini geliştiriyordu. Gelişmeye ve öğrenmeye çok açtı. Ne görse irdeliyor,beğendiklerini özgünleştirip kendi varlığına katıyordu. Örnekse boksör Muhammed Ali’ye,onun özellikle ayak tekniklerine hayranlık duyuyordu. O kiloya sahip bir bedenin o denli hareketli seri ve teknik ayak hareketlerine sahip olması onu büyülüyordu. Onu izledi,ve onun tüm ayak tekniklerini ezberine alarak kendi tekniği içinde yoğurdu. Bu öğrenme açlığı ve bu irade gücüyle bir süre sonra olağanüstü bir beden gücüne ve tekniğine sahip oldu.

 

1964 Yılında Amerikalı beyaz ırktan olan Linda ile evlendi. Ondan Brandon adlı bir oğlu ve Shenan adlı bir kızı dünyaya geldi. Linda yaşamı boyunca onun en büyük dayanağı,ve mutlak olarak güvendiği tek insan oldu.

 

Daha sonra Lee büyük çaplı bir turnuvaya katıldı. Orada yeteneklerini sergiledi. O gerçekten bu konuda çok iyi bir durumdaydı. Bu turnuvaya katılan tüm kişilerin dikkatini çekti. Elbette bu turnuvayı her zaman izleyen film yapımcılarının da. Bu sayede bir televizyon dizisi için teklif aldı. Rolü önemli bir roldü. Yeşil Arılar adlı bu televizyon dizisi bir sezon gösterimde kaldı. Ancak bir sonraki sezon yayınlanmasından vazgeçildi.  Bu kendini sinema dünyasına gösterip kabul ettirmek adına diziye büyük umut bağlamış Lee için ciddi ilk hayal kırıklığı idi.

 

Daha sonra Lee’ye zamanın önemli dizisi Kung-Fu için başrol teklifi yapıldı,Lee düşünmeden kabul etti. Ancak ne hikmetse dizi çekimleri başlamadan rol Lee’den alınıp David Caradine’ye verildi. Bu Lee için ikinci ciddi hayal kırıklığıydı. Lee’nin Hollywood’da bundan sonraki hali de ancak hayal kırıklıkları silsilesi olarak açıklanabilir. Hangi kapıyı çalsa yüzüne kapanıyordu. Lee bir türlü anlayamıyordu. O iyiydi. Çok iyiydi. Peki öyleyse neden ciddiye alınmıyordu ? Lee yükselmek için yeteneğin yeterli olduğunu düşünmekle saflık ediyordu oysa. Hollywood sinema endüstrisi bir karmaşık ilişkiler yumağıydı ve ayrıca kimsenin Çinli bir stara ihtiyacı yoktu. Şimdilerde az da olsa rastlanır olmasına rağmen o tarihlerde bir Asyalının baş aktör olması hayal edilecek bir şey bile değildi Hollywood’da. Ve hatta daha bir ev sahibi sayılabilecek Amerikalı bir siyah için bile bu olsa olsa istisnai bir durum olabilirdi.. Benim hafızamda o zamanlara dair siyahî baş aktör olabilmiş iki istisna duruyor. Biri Sydney Poitier,ikincisi Jim Brown

 

Hollywood kapıları esas oğlanlık açısından tamamen kapalıydı sonuçta,bunun üzerine Lee yeni bir yol bulmak adına doğup büyüdüğü Hong Kong’a geri döndü.  Lee hırslı ve karalıydı. Mutlaka başaracaktı. Başaracak ve kendisini yok sayanlara dersini verecekti. Hong Kong film sektörü Hollywood ile kıyaslanamayacak olsa bile,özellikle Asya üzerinde önemli bir etkisi olan bir sektördü. Lee Hong Kong’da film yapımcılarına başvurdu. Hong Kong’lu film yapımcıları onu ciddiye aldılar,ve ilk film yapıldı “ Big Boss “ “ Büyük Patron “. Ciddiye aldılar derken tam manasıyla güvendiler denilemez. Ona başrol verildi. Verildi ama,iki başrolden biri. Ya da yanına senaryoda bir başrol daha eklendi diyelim. Yapımcılar onun bir filmi tek başına sürükleyecek yetenekte olduğundan emin değillerdi.

 

                             BÜYÜK PATRON ( BIG BOSS ) ‘UN İRDELEMESİ

 

 

Big Boss serisinin birinci bölümü çekildiğinde bu güvensizlik yerle bir olacaktı fakat. Filmin birinci bölümü çekilirken yapımcılar sıradan bir fani ile karşı karşıya olmadıklarını şıpın işi anladılar. Senaryo hemen değişikliğe uğradı,esas oğlanlık ikiden bire indirildi. Şurası açıktı ki,Lee’nin değil bir film içinde başrolü tek başına götürmesi,bir filmi tek başına götürmesi bile rahatlıkla söz konusu idi

 

Filmin çekimleri bitti ve gösterime girdi. Sıradan bir aksiyon filmiydi denilebilir. Üzerine keramet yüklenecek bir durum yok.Gerçi film bir buz yapım fabrikasında geçiyor,patron ve onun yandaşlarıyla diğer işçiler arasındaki mücadeleyi anlatıyordu. Buz kalıpları içinde eroin kaçırılıyor. Bunu fark eden işçiler ortadan kaybediliyordu. Lee yeni işe başladığı bu fabrikada önce dövüşmemeye yeminli olduğu için olaylardan uzak durmaya çalışıyor,karşı cenah işin suyunu çıkarınca da olaylara müdahil oluyordu. Kahramanın en önemli özelliklerindendir bu. O mecbur kalmadıkça dövüşmez şiddete başvurmaz.

 

 

 

Burada da öyle oluyordu. Lee’nin en yakın dostları ortadan kaybolmaya başlayınca yeminini bozuyor. Filmin sonu patron ve adamlarının Lee tarafından öldürülmesi ile bitiyor ve çok bilinen bir klasik olarak iş bittikten sonra polisler Lee’yi tutuklamak üzere çıkageliyordu.

Özellikle bizim için malum bir konu. Birçok Türk sineması örneğinde görülen bir konu. Sıradan dememin nedeni bu,yoksa fasa fiso bir konusu yoktur. Sonuçta destansı bir yöntemle iyiyle kötünün kadim mücadelesi anlatılmaktadır. Ama ne çekim teknikleri ne aksiyon incelikleri,ne de genel basmakalıp Uzakdoğu sineması oyunculuk teknikleri açısından vasat bile sayılamayacak bir yapımdır denilebilir. Ancak bu filmin içinde sıradan,vasat olmayan biri vardır,ve seyirci bunu fark eder. Her ne kadar filmin çekiminde söz sahibi olamadığı için yeteneklerini yeterince sergileyememişse de o kadarı bile halkın gözünden kaçmamıştır.

 

Filmin içinde Bruce Lee başka bir dünyadan gelmiş bir yaratık gibi durmaktadır adeta. Yürüyüşü başkadır,duruşu başkadır,koşması başkadır,gülüşü, sakinliği, öfkesi,oturması,dikilmesi,ve özellikle dövüşmesi. Daha sonra çok taklit edilmeye çalışılacak,( ama başarılmayacak ) bu başkalık salt bu filmle sınırlı da değildir. Ondaki başkalık o güne kadar yapılan bütün filmlerdeki hal ve tavırları da kapsamaktadır.  Film büyük ilgi görür. Asya Yılmaz Güney’ini bulmuştur ! ( Yılmaz Güney’in aksiyon filmlerini kıstas alarak yapıyorum bu benzetmeyi. )

 

NOT- Filme Dair Fotoğraflar Büyük Patron Fotoğraf Albümünde Mevcuttur

 

 

Kategori: Sinema > Film eleştirisi
Meyerhold (Halit Karaata) tarafından gönderilen tüm yazılar
Bu yazı 11/01/2008 tarihinde yayınlandı. Meyerhold (Halit Karaata) tarafından 17/01/2008 tarihinde güncellendi. 353 defa görüntülendi.
YORUM BIRAKIN
Yazının puanı: 5.0 (7 kişi)
ETİKETLER



Bu yazıyı arkadaşına gönder
Kimden : Kime :
SİTE SAHİBİ
Meyerhold (Halit ...


45
İstanbul
Şikayet Et
 
Bu sitede Tüm Azbuz'da
 
SİTE ETİKETLERİ
 
SİTE KATEGORİSİ
Kültür, Sanat ve Edebiyat > Sinema
 
GİRİŞ:
E-posta:
Şifre:
Beni Hatırla
 unuttum
rss link
 
ADnet Reklamları
 
Yaşamı ve Bıg Boss | Öfke Yumruğu | Ejderin Yolu | Ejdere Giriş ve Ölüm Oyunu | Lee'nin Japonlara Olan Öfkesi | Bruce Lee Ana Sayfa | Forumlar | RSS
© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.